30 Ağustos 2012 - 19:30

Bir Müslüman için İslam devleti, yaşatılması ve yaşanılması gerekeceği bir ortam, mutlak surette olması gereken bir yaşam alanıdır. Ne sıradan bir hobi ve ne de hayallerimizi süsleyen fantezi bir taleptir. Ruhun engin yapısının uyum sağladığı, beşer yapısının bir bütün olarak rahatına eriştiği, İlahi kuralların şekillendirdiği, olmazsa olmaz olan “Fıtrat dünyasının” kendisidir.

Aksi durum, ruhun fıtratı ile çelişe geleceği; yaratıcıya isyanın bayraklaştığı bir küfür devleti, fısk ortamı, şirk bataklığı ve harp diyarıdır.İlahi kaynakların hâkim olmadığı devlet; otomatikman küfür devletidir. Hakkın hâkim olmadığı yerde batıldan gayrı ne olabilir?Fısk ortamının, şirk bataklığının hakim olduğu böyle bir küfür rejiminde yaşam, Müslüman’ın en sıkıntılı ve en muzdarır olduğu ortamdır!Böyle bir ortamda yaşam; bir Müslüman için sadece harp konumu ile kaimdir! Fıkihi literatürde bu konum, ‘Harp diyarı’ olarak ifade edilir. Böyle bir diyarda, hayat ve yaşam normal standartlarda yürütülmez, hayatın her cephesi olağan üstü kabul edilir! Hele mal-mülk devşirmek, sefahat sürmek bu ortama has olmayan şeylerdir.Lakin alışa getirmişlerse bu ortama sizi; artık adapte olmuş, alışmış ve uyum sağlamış bir konum itibarı ile sıradan bir yaşam, sizin için tabii hale gelmiştir!Bu süreçte fıska, küfre alışagelmişse kulaklarınız, gözleriniz; bittabi, en anormal fıskı ve en deni küfrü zamanla kanıksaya gelir bellekleriniz!Aslında Ruh’un, asli yapısı ‘İlahi kaynaktan bir nefha’ olması itibarı ile fıska, küfre, şirke adaptasyonu söz konusu değildir! O bu durumda, fıtri yapısını bulamamışlığın çığlığını atadurur daim, her fesada uğratılmış ortamda…Hiçbir şekilde sakinleşemez, sürekli arar ortamını; maddi yapı uyum sağlamış olsa da fıtratının zıddına; Onun sessiz çığlığını hissedersiniz, şayet dinleyebiliyorsanız!…Şöyle bir tasavvur edin! Tüm bu yeryüzü coğrafyasında küfür ve şirk sistemleri, çarkları ile işleyeduraraktan; Fısk, şirk, küfür ifrazatları ile fesada boğuyorken bütün bir beşer dünyasını; İlahi kaynaktan feyzini alan bir sistem, -tüm bu bataklıkları aşarak, Allah’ın hükümlerini hayata uygulamak için- ayrı bir güzergâhta beşer fıtratının kendi asli kalıpları içinde; adalet ve huzur dağıtma çırpınışı içinde…İlahi kaynaktan akan hidayet nuru ile Hak yolu gösterme çabası içinde…Nasıl mukayese edilebiliniyor? Biri şirk, küfür, fısk saçan müşrik bir sistem, diğeri hataları olsa dahi, Âlemlerin Rabbinden gelen İlahi Nur ile çevreyi nurlanaduran İlahi sistem…Etnik yapıdan kaynaklanan veya coğrafi birliktelikten gelen bir aidiyet duygusu ile hamasi bir atmosfer içinde müşrik sistemi, İlahi sistemin seviyesine çıkaracak; İlahi sistem ile mukayeseederek, müşrik sistemi savunacak İlahi sistemi karalayabileceksin!Bir Müslüman için bu olabilecek şey değildir! Evet, bu yapılmaktadır!…“İran İslam Cumhuriyeti denince”, birileri sürekli bir şeylerle itham etmeye yeltense de!Benim aklıma, günahı ve sevabı ile – Âlemlerin Rabbinden gelmiş tüm hükümleri hayata uygulamaya çalışan bir ülke- geliyor. Allah’a yemin ediyorum ki, ne İranlı’nın kaşına, gözüne ve ne de İran’ın dağlarına, şehirlerine meftunluğum söz konusu…Tüm yer yüzü Allah’ındır; Anadolu da, İran da bu yeryüzü coğrafyasında sıradan sadece birer mekandırlar.. Ehl-i Sünnet çizgisinde gayet hassas olduğuma inanıyor; Ne Caferi ve ne de Zeydi fıkıh’ı tercihim, söz konusu…Velâkin Bir Müslüman’ın diğer bir Müslüman’a; Bir Müslüman’ın her kurum, müessese ve rejime nasıl bakması gerektiği hususunun bir Müslüman’ca, çok iyi bilinmesi gerektiği kanaatindeyim…Bir Müslüman için, iman ilkeleri ile tanımlanan temel bağlar; ne mezhepsel farklılıklar, ne etnik aidiyetler, ne aşiret bağlamı ve ne de coğrafi yapı sadedinde zedelendirilemez!…Tabi ki, ‘İslam Devleti’ ismi altında nice münkerat işlene gelindiği dönemler olduğu gibi, zamanla daha nice münkeratın işlenebilinmesi de mümkündür. Sıfat mevsufuna tabi olacak, sıfat ayrı mevsufu ayrı işliyorsa, sıfat mevsufunda tahakkuk etmemişse; isim asli özelliğini yitirmiş demektir.İslami İran’da ‘İslam Devleti’ denince; ‘İslami Devletin’ özellikleri ile mücehhez olduğuna dünya şahittir. Zaten tepki de buradan gelmektedir. Onun içindir ki Müstekbir güçler, belli İslam ülkeleri için bir tarafta, “Ilıman İslam Devleti” önerisini getire dururlarken; diğer taraftan İslami İran’ı tasfiye etme projeleri devam etmektedir. Bu da İslami İran’ın gerçek manada Bir İslam devleti olduğunun önemli bir kanıtıdır.İslami İran, bütün bu ters akışların aksine “Gökteki Süreyya yıldızından yere indirircesine; İslam’ı bütün kurum ve müesseseleri ile uygulama çabasındadır…”Aslında bütün dert, dava da buradan kaynaklanmaktadır!Bütün yeryüzünün zalim şer güçleri anladı da, biz Müslümanlar olarak bunu bir türlü anlayamadık…Nihayetinde dünyanın Müstekbir güçleri, dönüp dolaşıp hep bu ülkeyi boğma yolundalar… Acep nedenini, hiç düşündünüz mü?Yıllar yılı hep bu ülkeye ambargo uygulanmak istenir, hep bu ülkeye saldırılmak istenir…Acep İran’ın nesine bu adavet, bu nefret, bu kin? Fars kökenli insanlarına mı, coğrafyasına mı? Ki, hep böyle saldırılmak isteniyor!Şayet öyle olsaydı; bu saldırının ‘Hep olagelen bir olay’ olması gerekirdi!Ama öyle değil!Ne zaman ki İran, ‘İslam Devleti’ dedi; Batılı’nın bu duyguları o gün depreşiverdi!Demek ki bu hazımsızlığın, bu tahammülsüzlüğün, bu düşmanlığın tek bir nedeni var, oda İslam’dır.Esas vurgulamak istediğim şeyde budur;Kimse sizin kaşınıza- gözünüze, endamınıza hayran değil!Siz de, ‘İslam Devleti’ diyebildiğiniz an; aynısı ile siz de muhatap olursunuz! Kor’dan bir ateş parçası tutar gibi, her kim ve her hangi bir ülke taşımaya çalışırsa bu mukaddes emaneti, onların da ellerini yakar, ismi ve coğrafi yeri hiç önemli olmaksızın, Müstekbirler onlara da düşman olurlar!Bundan hiç şüpheniz olmasın!Ama bu gün, Müstekbir güçlerin emirlerine amade olmuşsak bu yaşamımızla, neden bizlere düşman olsunlar ki?…‘Topraklarımız’ diye durduğunuz, ‘Anadolu coğrafyasını’ açmışız bu müstekbirlerin emrine; kurmuşlar bu topraklarda kendilerine üsler, zamanı geldikçe buradan kaldırdıkları savaş uçakları ile mazlum Ümmetin kanını döküp duruyorlar! İncirlikte kalkan uçakların bombalayarak öldürdükleri her Iraklı bebenin dökülen kanından, katliamından mahşer günü sorumlu olmayacağımızı, hesap vermeyeceğimizi mi zannediyoruz? Bu durum ‘birilerine gayet normal’ gelebilir ama gerçek manada bir Mümin için ‘en anormal’ durumdur!Bu durumda, söz konusu, bu zalim güçlerin her halükarda size teşekkür borçlu olmaları gerekirken, üstelik bir de düşman mı olmaları lazımdı?Bu topraklar resmen kendilerine ait olsaydı; en nihayetinde, yine üzerinde yapabilecekleri bunlar olacaktı.Başkaca ne yapabilirlerdi ki?…“Efendim! Konjonktürel yapı bunu zorunlu kılıyor.” O zaman, nerede olduğumuzu bilelim!.. Bari konjonktürümüzde duralım da, bağımsız bir devletmiş gibi şu ‘Komik efeliği’ yapmayalım! Ve nihai olarak,Kandırmayalım, aldatmayalım insanımızı!Bu zalim müstekbirlerin küfür rejimlerini ithal etmiş, şenaatli bir şekilde uygulaya geliyorsak bu ümmete;…!Bu Müstekbirler, gözlerimizin içine baka baka, topraklarımız üzerinden Mazlum Ümmetin başına tonlarca bomba bırakabiliyor ve milyonlara varan bir sayı ile bu Ümmeti katlediyorlarsa;…! Ve “Yeni katliamlara hazır vaziyette” bu üsler çalışaduruyor ve bizlerde sessiz sedasız buna aracı olup seyrediyor ve hatta yeni ‘Füze Kalkanı Projelerine’ topraklarımızı açıyorsak;..! Her halde kimsenin bize bir şey söylemesine gerek duymadan; kendimiz, şöyle büyükçe bir aynanın karşısına geçip; derin derin kendi yüzümüze bakaraktan; kendimize bir şeyler söylememiz gerekir!Merhum Akif’in şu mısraları, kendimize söyleyeceklerimizi ne güzel de tavsif ediyor;“ …Sanmayın: şevk-ı şehadetle coşan bir kan var!...Bizde leşten daha hissiz, daha kokmuş bir can var!…Bakmayın, hem tükürün çehre-i murdarımıza!Tükürün: belki biraz duygu gelir arımıza!”…”Ne dersiniz?..!…Rabbim Ümmet-i İslam’a izan, şuur ve feraset nasip etsin...

Fazlı Kayaduman